DEPO'daki sergi göçü tek tip bir etiket olarak ele almıyor

Serdar HocamYazar & Editör

mezopArt'ın düzenlediği Göç Hikayeleri sergisi, göç ve yerinden edilme deneyimlerini beş sanatçının eserleriyle DEPO'da izleyiciyle buluşturuyor.

◉ 0 okunma
Depo’da açılan sergi göçü tek tip bir etiket olmamak üzerinden tartışıyor: Sınırlar arasında taşınan hikâyeler

mezopArt tarafından hazırlanan ve göç ile yerinden edilmenin ev, beden, hafıza ve aidiyet üzerindeki izlerini inceleyen Göç Hikayeleri: Sanat, Direniş ve Dayanışma sergisi DEPO'da sanatseverlerle buluşuyor.

Serginin Kapsamı ve Sanatçılar

Göç Hikayeleri: Sanat, Direniş ve Dayanışma başlığıyla düzenlenen sergi, göçü homojen bir deneyim olarak tanımlamak yerine her sanatçının yaşamında aldığı farklı biçimleri ele alıyor.

DEPO'da ziyaretçileri ağırlayan sergide Adele Tamam, Ara Chalym, Irmak Suzan Ertaş, Persefoni Myrtsou ve Saeed Mirshekari'nin resim, video, fotoğraf ve yerleştirme çalışmaları yer alıyor.

Ortak Bir Karşılaşmanın Ürünü

Proje, Hollanda'dan gelen göç geçmişine sahip hikâye anlatıcıları ile Türkiye'de üretim yapan sanatçıları bir araya getiren Armaş Vakfı'ndaki konuk sanatçı programıyla başladı.

Sergi; mezopArt, Hür Adalar, New Women Connectors ve BAK Basecamp ortaklığında, VAHA programı kapsamında ve Hollanda Başkonsolosluğu desteğiyle hayata geçirildi.

Göçmen Sanatçı Tanımına Yaklaşım

mezopArt kurucusu İlkay Bilgiç, göçmen sanatçı ifadesini sorguladıklarını ancak bunun yerine tek bir doğru tanım olduğunu düşünmediklerini belirtti.

Sanatçılardan göç hakkında özel olarak iş üretmelerinin istenmediğini vurgulayan Bilgiç, göç olgusunun bazı işlerde doğrudan bazılarında ise dolaylı olarak yer aldığını ifade etti.

Sanatçıların Üretim Pratikleri

Saeed Mirshekar eserlerinde tıp dilinin soğukluğuna dikkat çekerek şiir ve resim aracılığıyla neden sorusunu sormaya odaklandığını belirtti.

Persefoni Myrtsou ise eserinde aile tarihi, toprak ve yabancı bir yerde hayatı yeniden kurma deneyimi üzerinden mübadele geçmişine odaklanıyor.